top of page

 

Çalışma Yaklaşımım

Hakkımda bölümünde de belirttiğim üzere, çalışmalarımı ağırlıklı olarak Lacanyen yönelimli psikanalitik yaklaşım çerçevesinde yürütüyorum. Bu yaklaşımda kişinin yaşadığı güçlükler ortadan kaldırılması gereken belirtiler olarak değil; kişinin yaşam öyküsü, ilişkileri ve bilinçdışı süreçleri içerisinde anlam kazanan özgün deneyimler olarak ele alınır.

 

Psikanalitik çalışmanın temel kavramlarından biri bilinçdışıdır. Bilinçdışı, kişinin doğrudan ve bütünüyle erişebildiği bir alan değildir. İnsan kendisi, ilişkileri ve yaşamındaki seçimleri hakkında belirli açıklamalara sahip olsa da kimi zaman söyledikleri, yaptıkları ve tekrar tekrar karşılaştıkları durumlar bu bilinçli açıklamaların ötesinde bir işleyişe işaret edebilir.

 

Lacanyen psikanalitik yaklaşımda dil, bu bilinçdışı işleyişi ele alabilmenin temel yollarından biridir. Bu nedenle çalışmada yalnızca kişinin ne anlattığına değil, bunu nasıl anlattığına da dikkat edilir. Tekrar eden sözcükler ve ifadeler, kişinin kendine özgü anlatım biçimi, metaforları, dil sürçmeleri, unutmalar, tekrar eden davranışlar, kimi zaman kişinin kendisini sabote ediyor gibi hissettiği durumlar ve rüyalar gibi birçok element çalışmanın önemli unsurları olabilir.

 

Burada amaç, kişinin söylediği her sözün arkasında gizli bir anlam aramak değildir. Daha çok kişinin kendi söyleminde tekrar tekrar ortaya çıkan, zaman zaman kendisinin de farkında olmadığı bağlantılara dikkat edebilmesine alan açmaktır.

 

 

Semptomun Süreçteki Yeri Nedir ?

Psikanalitik yaklaşımda aynı tanıyı veya benzer belirtileri taşıyan iki kişinin deneyiminin birbirinin aynısı olduğu varsayılmaz.

Örneğin iki kişi de yoğun kaygı, obsesif düşünceler veya depresif yakınmalarla başvurabilir; ancak bu belirtilerin nasıl yaşandığı, hangi koşullarda ortaya çıktığı, kişinin ilişkileriyle nasıl bağlantılandığı ve kişinin yaşamında nasıl bir işlev gördüğü birbirinden tamamen farklı olabilir.

 

Bu nedenle çalışmamda temel soru:

“Bu belirtiyi nasıl azaltabiliriz?”

değildir.

"Kişi bu belirtiyi nasıl anlatıyor?"

“Bu belirti neden tam da bu biçimde ortaya çıkıyor?”
“Kişinin yaşamında neyle ilişkileniyor?”
“Hangi durumlarda yoğunlaşıyor?”
“Kişinin ilişkileri ve yaşamındaki tekrarlarla nasıl bağlantılı olabilir?”

gibi birçok soru çalışmanın bir parçasıdır.

 

Dolayısıyla psikolojik çalışma yalnızca başvuruya neden olan belirtiyle sınırlı tutulmaz. Kişinin ilişkileri, geçmişi, yaşamındaki tekrarlar, kayıpları, arzuları, çatışmaları, ifadeleri gibi birçok unsur zaman içerisinde birlikte ele alınır.

 

Bazen başlangıçta birbirinden bütünüyle bağımsız gibi görünen yaşantıların aynı ruhsal örgütlenmenin farklı parçaları olduğu süreç içerisinde görünür hale gelebilir.

 

Amaç, semptomu zorla ortadan kaldırmaya çalışmaktan ziyade, kişinin yaşadığı güçlüğün kendi yaşamındaki yerini ve anlamını keşfedebilmesine olanak sağlamaktır. Bu çalışma içerisinde kişinin semptomla kurduğu ilişkinin değişmesiyle birlikte belirtilerin yoğunluğu ve kişinin yaşamındaki etkisi de değişebilir.

Çalışma Alanlarım

Psikanalitik yaklaşımın kişiye özgü bir çalışma çerçevesi sunması nedeniyle psikolojik sürece başlamak için mutlaka belirli bir tanıya sahip olmak gerekmez.

 

Başvuru nedeni;

Kaygı ve panik belirtileri, obsesif düşünceler ve kompulsif davranışlar, depresif süreçler, ilişkisel problemler, kayıp ve yas, travmatik yaşantılar, cinsellik ve cinsel yaşamla ilişkili güçlükler, özgüven ve değersizlik duyguları, kimlik meseleleri, yaşam geçişleri, göç ve uyum süreçleri, akademik sorunlar, sınav dönemleri veya kişinin yaşamında anlamlandıramadığı tekrar eden güçlükler olabilir.

 

Bazen ise kişi belirgin bir semptom tarif etmeksizin, kendisini daha iyi anlamak, yaşamında tekrar eden belirli örüntüleri incelemek veya yalnızca düşüncelerini konuşabileceği bir alan oluşturmak amacıyla psikolojik bir sürece başlamak isteyebilir.

 

Dolayısıyla benim için başlangıç noktasını yalnızca kişinin hangi “semptomla” başvurduğu değil, kendi deneyimini nasıl anlattığı ve bu deneyimin onun yaşamında nasıl bir yer tuttuğu oluşturur.

 

Çalışma Nasıl İlerler?

Psikanalitik çalışma büyük ölçüde kişinin serbestçe konuşabilmesine ve kendi çağrışımlarını takip edebilmesine dayanır. Rüyalar, anılar, güncel ilişkiler, tekrar eden düşünceler veya ilk bakışta önemsiz görünen ayrıntılar bu sürecin bir parçası olabilir.

 

Terapist bu süreçte yalnızca dinleyen pasif bir konumda değildir. Kişinin söyleminde önemli görünen tekrarları, çelişkileri veya belirli ifadeleri zaman zaman vurgular ve bunların üzerinde düşünmeye alan açar. Bununla birlikte çalışmanın ilerleyebilmesi yalnızca terapistin müdahalelerine değil, kişinin kendi yaşantısına yönelik merakına ve bu süreçte ortaya çıkan sorular üzerinde çalışmaya gönüllü olmasına da bağlıdır.

 

Bu nedenle psikanalitik süreç, önceden belirlenmiş belirli sayıda görüşmeden oluşan standart bir program şeklinde ilerlemez. Çalışmanın süresi, kişinin başvuru nedeni, sürece ilişkin beklentileri ve kendi öznel çalışmasının gelişimine göre farklılık gösterebilir.

 

Görüşmeler çoğunlukla yaklaşık 40 dakika sürmektedir. Bununla birlikte Lacanyen çalışma içerisinde görüşmenin bitişi yalnızca kronolojik süreye göre değil, konuşma sırasında ortaya çıkan belirli bir ifadenin veya çağrışımın taşıdığı önem doğrultusunda da ele alınabilir. Bazı durumlarda kişinin söylediği bir sözün veya ortaya çıkan bir bağlantının üzerinde daha fazla konuşmak yerine tam o noktada durmak, sonraki süreç açısından daha işlevsel olabilir. Bu nedenle görüşme sürelerinde zaman zaman farklılıklar bulunabilir.

 

Bu yaklaşımın teknik çerçevesi; serbest çağrışımın nasıl kullanıldığı, rüyaların çalışma içerisinde nasıl ele alındığı, dilin neden önemli olduğu ve Lacanyen yaklaşımda görüşmenin zamanının nasıl değerlendirildiği gibi daha ayrıntılı başlıklar içerir. Bu konulara ilişkin daha detaylı bilgi edinmek isteyenler Blog bölümünü ziyaret edebilirler.

 

 

Sürece Başlamadan Önce

 

Psikolojik bir sürece başlayıp başlamama konusunda soru işaretlerinin olması oldukça anlaşılırdır. Psikanalitik yaklaşımın kişinin ihtiyaçlarına uygun olup olmadığı, sürecin nasıl ilerlediği veya kişinin kendi başvuru nedeninin bu çalışma kapsamında ele alınıp alınamayacağı konusunda merak edilen noktalar bulunabilir.

 

Bu nedenle benimle iletişime geçen kişilerle, sürece başlamadan önce ön görüşme yapılabilmektedir. Bu görüşmede kişi başvuru nedenini aktarabilir, çalışma biçimim hakkında merak ettiği soruları sorabilir ve birlikte çalışmanın kendisi için uygun olup olmadığına ilişkin bir ilk değerlendirme yapabilir.

 

Ön görüşme, kişinin mutlaka uzun süreli bir sürece başlaması gerektiği anlamına gelmez. Aynı şekilde psikolojik bir çalışmaya başlanmış olması da kişinin dilediğinde süreci sonlandırmasına engel değildir. Buradaki amaç, kişinin sürece ilişkin soru işaretlerini konuşabileceği ve kendi kararıyla başlayıp başlamayacağını değerlendirebileceği bir alan sunmaktır.

 

Bu Süreç Bana Nasıl Fayda Sağlayabilir?

Psikolojik bir sürece başlarken en sık karşılaşılan sorulardan biri, “Bu bana nasıl fayda sağlayacak?” sorusudur. Zaman zaman psikoterapiden, dışarıdan uygulanan ve kişiyi doğrudan değiştiren bir yöntemmiş gibi bir beklenti oluşabilir. Oysa psikoterapi, özellikle psikanalitik çalışma, büyük ölçüde kişinin kendi yaşantısına, söylediklerine ve tekrar eden örüntülerine daha yakından bakabilmesini gerektiren aktif  bir süreçtir.

 

Bu çalışmanın temel hedeflerinden biri, kişinin zamanla kendisini daha fazla duyabilir hale gelmesidir.

 

Burada “kendini duymak” ile kastedilen ne hissettiğini fark etmek değildir.

 

Psikoterapinin amaçlarından biri, kişinin yaşadığı her duruma kesin bir açıklama bulması değil; zamanla kendi öznelliğine yönelik sorular sorabilme pratiği geliştirmesidir. Bu, kişinin yalnızca “ne yaşadım?” diye düşünmesinden farklıdır. Daha çok, kendi sözünü, tepkisini ve ilişkide aldığı konumu duyabilmeye başlamasıyla ilgilidir.

 

“Ben şu anda ne söylüyorum?”
“Bu söylediğim şey benim için ne ifade ediyor?”
“Bu ilişkide nasıl bir dinamiğin içindeyim?”
“Burada tekrar eden şey ne?”
“Ben bu tekrarın neresindeyim?”

Sürecin başlangıcında bu soruları çoğunlukla terapist ortaya çıkarır. Kişinin söyleminde belirginleşen bir ifadeye, bir çelişkiye, bir tekrara ya da daha önce dikkat etmediği bir bağlantıya işaret eder. Zaman içerisinde ise amaç, kişinin bu merakı giderek kendi üzerine çevirebilmesi ve kendi yaşantısını daha dikkatli biçimde dinleyebilmesidir.

 

Bu önemlidir; çünkü yaşamda karşılaşılan koşullar sürekli değişir. Bir güçlük azalabilir, başka bir durum ortaya çıkabilir; yeni bir ilişki, kayıp, değişim ya da çatışma kişinin duygularını harekete geçirebilir.

 

Psikolojik çalışmanın amacı bu nedenle yalnızca belirli bir güçlüğü ortadan kaldırmak değil, kişinin kendi deneyimiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürebilmesine de alan açmaktır.

 

Kişi zamanla, daha önce otomatik biçimde izlediği bazı yolların farkına varabilir. Hep aynı tepkiyi vermek, benzer ilişki biçimlerine yönelmek ya da belirli durumlarda kendisini benzer döngüler içerisinde bulmak yerine, o anda ne yaptığını ve bunun kendisi için ne ifade ettiğini fark edebilmesi başka olasılıkların da görünür hale gelmesini sağlayabilir.

 

Psikolojik süreç kişinin yerine karar vermez ve onun yerine farklı bir yolu yürümez. Yürümek yine kişinin kendi sorumluluğundadır. Terapistin rolü, kişinin daha önce fark etmediği tekrarları, çatışmaları ve olası başka yolları görebilmesine eşlik etmektir.

 

Bu nedenle sürecin önemli ölçüde kişinin kendi merakı, katılımı ve çalışma isteğiyle şekillendiğini düşünüyorum. Terapist bir yön gösterebilir, bir noktayı vurgulayabilir veya yeni bir soru açabilir; ancak bu sorunun kişinin yaşamında nasıl bir karşılık bulacağı ve onunla ne yapacağı, sürecin kişiye ait olan kısmıdır.

bottom of page